ZİNA

 

Zina etmek, bir kadınla nikâhsız veya haksız olarak cinsel temasta bulunmak. Arapça "zenâ" fiilinden mastar. Zinanın sözlük ve terim anlamı birdir. Bu da; bir erkeğin kadınla bir akde veya haklı bir sebebe dayanmaksızın cinsel temasta bulunmasıdır. Zina eden erkeğe "zânî" kadına ise "zâniye" denir.

Hanefîler, bir fıkıh terimi olarak zinayı şöyle tarif etmişlerdir: İslâmî hükümlerle yükümlü bulunan bir erkeğin, kendisine cinsel istek duyulacak yaştaki diri bir kadına, İslâm ülkesinde nikâh akdine veya cariyelik gibi haklı bir nedene dayanmaksızın cinsel temasda bulunmasıdır.

Zinada had cezasının uygulanması için, erkeğin cinsel organının en az sünnet yerinin (haşefe) kadının cinsel organına girmiş olması gerekir. Bundan daha azına meselâ; öpmek, sarılmak veya uyluk arasına sürtünmek vb. hareketler haram olmakla birlikte had cezasını gerektirmez. Küçük çocuk ve akıl hastası yükümlü olmadığı için bunların fiili de kendileri bakımından haddi gerektirmez. Ayrıca erkek veya kadının zinaya zorlanmamış olması da şarttır. Çünkü Raslüllah (s.a.s): "Ümmetimden hata, unutma ve zorlandıkları şeyin hükmü kaldırıldı" (Buhârî, Hudûd, 22; Talâk, II; Ebû Dâvud, Hudûd, 17; Tirmizî, Hudûd, 1; İbn Mâce, Talâk, 15) buyurmuştur.

Zina İslâm'da ve önceki bütün semâvî dinlerde haram ve çok çirkin bir fiil olarak kabul edilmiştir. O büyük günahlardandır. Irz ve neseplere yönelik bir suç olduğu için cezası da hadlerin en şiddetlisidir.

Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulur:

"Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, çok çirkin bir iş ve kötü bir yoldur" (el-İsrâ, 17/32). "Onlar Allah ile birlikte başka ilaha dua etmezler. Haksız yere, Allah'ın haram kıldığı kimseyi öldürmezler ve zina da etmezler. Kim bunları yaparsa cezaya çarpar. Ona kıyamet gününde kat kat azap verilir ve o azabın içinde alçaltılmış şekilde ebedî bırakılırlar" (el Furkân, 25/68).

Bekâr erkek veya bekâr kadının zina etmesinin cezası yüz değnek, evli ve iffetli erkek veya kadının zina cezası ise taşla öldürme (recm)dir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz değnek vurun. Eğer Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsanız bunları Allah'ın dinini uygulama hususunda acıyacağınız tutmasın. Mü'minlerden bir topluluk da, onların cezasına şahid olsun" (en-Nûr, 34/2). Celde, ete geçmemek üzere, yalnız deriyi etkileyecek şekilde vurmak demektir. Vuruşta yalnız kürk ve palto gibi kalın elbiseler çıkartılır, diğerleri çıkarılmaz.

Evli, iffetli erkek veya kadına recm cezası ise, sünnetle sabittir. Çünkü Rasûlüllah (s.a.s) Mâiz'e ve Benî Gâmid'ten bir kadına recm cezasını uygulamıştır. Recm'in meşrûluğu konusunda sahabenin icmaı vardır.

Zina haddi Allah'a ait haklardandır. Bu, aileye, nesle ve toplum düzenine karşı işlenen bir suç olduğu için toplum haklarından sayılır.

Mezhep imamları çocuk ve akıl hastasına zina haddinin gerekmediği konusunda görüş birliği içindedir. Hadiste şöyle buyurulmuştur: "Üç kişiden kalem kaldırılmıştır. Çocuktan büyüyünceye kadar, uyuyandan uyanıncaya kadar, akıl hastasından iyileşinceye kadar" (Ebû Dâvud Hudûd, 17).

Zina Haddini Uygulamanın Şartları:

Zina eden erkek veya kadına ceza uygulanabilmesi için bir takım şartların bulunması gerekir:

1- Zina edenin erginlik çağına ulaşması gerekir. Ergin olmayan çocuğa had uygulanmaz.

2- Akıllı olması gerekir. Akıl hastasına had uygulanmaz. Akıllı bir erkek, akıl hastası bir kadınla veya akıl hastası bir erkek akıllı bir kadınla zina etse, bu ikisinden akıllı olana had cezası uygulanır.

3- Çoğunluk fakihlere göre müslümana ve kâfire zina haddi uygulanır. Fakat Hanefilere göre muhsan olan kâfire recm uygulanmaz, değnek vurulur. Mâlikîlere göre kâfir bir erkek kâfir bir kadınla zina etse had uygulanmaz. Fakat zinasını açığa vurursa te'dib edilir. Müslüman bir kadını zinaya zorlarsa öldürülür. Şafii ve Hanbelîlere göre pasaportlu gayri müslim yabancılara ne zina ve ne de içki içme cezası verilmez. Çünkü bunlar Allah haklarından olup, müste'menler bu hakları üstlenmemiştir.

4- Zinanın istekle yapılmış olması. Çoğunluğa göre zinaya zorlanana had uygulanmaz. Hanbelîler aksi görüştedir.

5- Zinanın insanla yapılmış olması. Üç mezhebe ve Şâfiîlerde sağlam görüşe göre hayvanla temas edene had cezası gerekmez, ta'zir uygulanır. Hayvan öldürülmez ve çoğunluğa göre onun yenilmesinde de bir sakınca yoktur. Hanbelîlere göre ise, iki erkeğin şahitliği ile hayvan öldürülür, eti haram olur ve hayvanın tazmin edilmesi gerekir.

6- Zinanın bir şüpheye dayalı olmaması gerekir. Bir kimse kendi eşi veya cariyesi sanarak yabancı bir kadınla cinsel temasta bulunsa çoğunluğa göre had gerekmez. Ebû Hanîfe ve Ebû Yusuf'a göre ise had gerekir. Çünkü burada failde şüphe vardır. Mezhepler arasında ihtilaflı olan fasıt nikâhtan sonraki cinsel temasa had gerekmediği konusunda da görüş birliği vardır. Velisiz veya şahitsiz evlenme halinde durum böyledir. Bu da akitte şüphe bulunduğu içindir. Evlilik ittifakla fasit olursa had uygulanır. iki kız kardeşi bir nikâhta toplamak, beşinci eşle evlenmek, nesep veya sût cihetinden haram olan bir hısımla evlenmek, iddet beklemekte olan kadınla veya üç talâkla boşadığı kadınla hulleden önce evlenmek bu niteliktedir. Ancak bütün bunların haramlığını bilmediğini iddia ederse, bunlarla olan cinsel temas haddi gerektirmez.

7- Zinanın dârul İslâm'da olması. İslâm Devlet başkanının dârul harp veya dârul baği (âsiller ülkesi) üzerinde velâyet yetkisi yoktur. Yani orada hadleri uygulamaya gücü yetmez.

8- Kadının diri olması. Çoğunluğa göre, ölü kadınla cinsel temasta bulunana had gerekmez. Mâlikîlerde meşhur olan görüş bunun aksinedir.

9- Cinsel temasın olması ve sünnet yerinin girmiş olması.

Zinanın Cezası:

Zinanın cezası, zina eden erkek veya kadının bekar ya da evli olmasına göre değişiklik gösterir. Dayak, taşlâ öldürme, sürgün ve İslâm Devletinin koyacağı bir ta'zir cezası bunlar arasındadır.

1- Yüz Değnek Cezası

Bekâr erkek veya kadının zina cezası yüz değnek olup, Kur'ân-ı Kerîm'le belirlenen bir had cezasıdır.

"Zina eden kadın ve erkekten her birine yüz değnek vurun" (en-Nûr, 34/2).

Dayak cezası uygulanan zina suçlusunun, suçun işlendiği yöreden bir yıl süreyle sürgün edilmesi İslâm'ın ilk dönemlerinde uygulanan bir ceza türü idi. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Bekâr'ın bekârla zinası için yüz değnek ve bir yıl sürgün. Dulun dulla zinası için ise yüz değnek ve taşla recm vardır" (İbn Mâce, Hudûd, 7). Ancak bu uygulama Nûr sûresi inmezden önceye aittir. Bu sûre inince bekârlar için yalnız değnek (celde), evli (muhsan) olanlar için sünnetle recm cezası belirlenmiştir (es-Serahsî, el-Mebsût, 3. baskı, Beyrût 1398/1978, IX, 36 vd).

Hanefilere göre celde cezasına sürgün ilâve edilmez. Çünkü âyette celde zina cezasının tümünü ifade eder. Ancak sürgün bir had cezası değil, İslâm Devlet başkanının görüşûne bırakılan ta'zir cezası kabilindendir. O sürgünde bir yarar görürse uygular. Nitekim, zina edenin tevbe edinceye kadar hapsedilebilmesi de bu niteliktedir.

Şâfiî ve Hanbelîlere göre celde ve bir yıl sürgün birlikte uygulanır. Sürgün yeri seferîlik mesafesinden uzakta olmalıdır. Dayandıkları delil, yukarıda zikredilen sürgün bildiren hadistir. Ancak kadın kocası veya mahrem bir hısmı ile birlikte sürgüne gönderilir. Çünkü Hz. Peygamber; "Kadın, yanında kocası veya mahremi bulunmadıkça yolculuğa çıkamaz" (Buharî, Taksîr, 4, Mescidü Mekke, 6, Sayd, 26, Savm, 67; Ebû Dâvud, Menâsik, 3; Müslim, Hacc, 413-434; Tirmizî, Radâ', 15) buyurmuştur.

Mâlikilere göre ise yalnız erkek sürgün edilir, yani bulunduğu beldeden uzakta hapsedilir. Kadın gittiği yerde de zina etmemesi için sürgün edilmez.

Diğer yandan sürgün hadisinin sonundaki dul için öngörülen celde ve taşla recmin birlikte uygulanması dört mezhebe göre amel edilmeyen bir esastır. Çünkü muhsan (evli) için yalnız recm uygulaması bildiren hadisler daha sahihtir. Nitekim Ebu Hureyre ve Zeyd bin Hillit'ten bir topluluğun naklettiği işçi kıssası bunu ifade eder. İşçisi ile zina eden evli kadın olayında Hz. Peygamber, bekâr olan işçi için yüz değnek ve bir yıl sürgün cezasına, kadın için ise recm cezasına hükmetmiştir (es-Serahsî, a.g.e., IX, 37; ez-Zühaylî, a.g.e., VI, 39). Zâhirîlere göre, celde ve recm birlikte uygulanır. Onlar, sürgün hadisinin sonundaki "...evli evli ile zinasına yüz değnek ve taşla recm vardır" kısmının açık anlamına dayanırlar.

2- Recm Cezası:

Muhsan olan erkek veya kadının zinası için recm cezası konusunda İslâm bilginleri görüş birliği içindedirler. Delil; Sünnet ve İcmâ'dır.

Hz. Peygamber'in evli olarak zina edene recm cezası uyguladığı tevâtüre ulaşan hadislerle sabittir.

Bir hadiste şöyle buyurulur: "Müslüman bir kimsenin kanı şu üç durumda helal olur. Zina eden evli kimse, nefse karşılık nefsi ve İslâm toplumundan ayrılarak dinini terkedeni öldürmek" (Buhârî, Diyât, 6; Müslim, Kasâme, 25, 26; Ebu Dâvud Hudûd, 1; Tirmizî, Hudûd, 15, Diyât, 10; Nesâî, Tahrîm, 5, Kasâme, 6; İbn Mâce, Hudûd, Dârimî, Hudûd 2, Siyer, II).

Hz. Peygamber'in recm uyguladığı olaylar şunlardır.

a- Evli bir kadınla zina eden bekâr için yüz değnek ve bir yıl sürgün cezası uygulanmıştır. Allah elçisi bir sahabeyi kadına göndererek şöyle buyurmuştur: "O kadına git, eğer suçunu itiraf ederse, onu recmet" (Buhârî, Hudûd, 3, 38, 46, Vekâlet,13; Tirmizî, Hudûd, 5, 8).

b- Çeşitli yönlerden sabit olan Mâiz olayı. Mâiz, zinasını itiraf etmiş ve Rasûlüllah (s.a.s) onun recmedilmesini emir buyurmuştur (eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, VII, 95, 109; Zeylaî, Nasbu'r-Râye, III, 314 vd).

c- Gâmidiyeli kadın zinasını ikrar etmiş ve doğumdan sonra recm uygulannııştır (İbn Mâce, Diyât, 36; Mâlik, Muvatta ; Hudûd II; eş -Şevkânî, Neylü'I-Evtâr, VII, 109).

İslâm ümmeti recmin meşrûluğu üzerinde icmada bulunmuştur. Ancak hâricîler ekolü recmi inkâr etmiştir. Çünkü onlar tevatür sınırına ulaşmayan haberleri delil olarak kabul etmezler (es-Serahsî, a.g.e., IX, 36).

İhsan Terimi ve Kapsamı:

İhsan bir İslâm hukuku terimi olarak; bir erkek veya kadına had cezası uygulanabilmesi için bunlarda şer'an bulunması gereken vasıfları ifade eder. Bu niteliklere sahip erkeğe "muhsan", kadına "muhsana" denir. Çoğulu "muhsanat" tır.

İhsan, zina iftirası (kazf) ve recm ihsanı olmak üzere ikiye ayrılır.

Zina iftirası atılan kimsenin muhsan sayılması için akıllı, ergin, hür, müslüman ve zinadan iffetli bulunması gerekir. Bu nitelikler olunca iftiracıya âyette şu ceza öngörülür: Namuslu ve hür kadınlara zina iftirası atan, sonra da bunu dört şahitle ispat edemeyen kimselere seksen değnek vurun. Onların ebedî olarak şahitliklerini kabul etmeyin. Onlar fâsıkların ta kendileridir" (en-Nûr, 24/4).

Ancak, kadın zinayı ikrar eder veya iftiracı dört şahitle bunu ispat ederse had cezası düşer (bk. "Kazf" mad)

Recm için muhsan sayılmada ise erkek veya kadında yedi niteliğin bulunması şarttır. Bu nitelikler şunlardır: Akıllı olmak, ergin bulunmak, hür ve müslüman olmak, sahih nikâhlı bulunmak ve bu nikâhtan sonra eşiyle meni gelmese bile guslü gerektirecek şekilde cinsel temasta bulunmak. Bu şartlardan herhangi birisi bulunmazsa ceza yüz değneğe dönüşür. Bu duruma göre, küçük çocuk, akıl hastası, köle, kâfir, fâsit nikâhla evli kimse veya cinsel temas olmayan mücerred nikâhla evli kimse için "muhsanlık" söz konusu olmaz. Diğer yandan erkek muhsanlık şartlarını taşır fakat karısı küçük, akıl hastası veya cariye olmak gibi bir sebeple muhsan bulunmazsa, ondan bu arızalar kalktıktan sonra kocası onunla eşit şartlarda yeniden cinsel temasta bulunmadıkça koca muhsan sayılmaz. Çünkü bu yedi şartın eşlerde birlikte bulunması gerekir.

Ebû Yusuf'a göre, bir müslüman sahih nikâhlısı olan bir gayri müslim kadınla cinsel temasta bulunmakla muhsan olur. Şâfiîler de bu görüştedir (eş-Şirâzî, el-Mühezzeb, II, 268). Buna göre, biri küçük, diğeri ergin, biri uykuda diğeri uyanık veya biri akıllı, diğeri akıl hastası olan karıkoca cinsel temasta bulununca, ehliyetli olan muhsan sayılır, daha sonra başkası ile zina ederse had cezası yalnız ona uygulanır.

Muhsanlık sıfatının devamı için evliliğin devam etmekte olması şart değildir. Bu yüzden ömründe bir defa evlenen ve eşiyle cinsel temasta bulunup da, dul kalmış olan kimse de muhsan olabilir (Bilmen, a.g.e., III, 201).

Ebû Hanife ve Mâlik'e göre, müslüman olmak "muhsanlık" şartlarındandır. Bu yüzden zimmî bir erkek, zina suçuyla İslâm mahkemesine getirilse, ona recm uygulanmaz. Zimmî bir kadın da müslüman kocasını "muhsan" yapamaz. Çünkü recm, günahtan temizlenme yoludur. Zimmî, günahtan temizlenmeye ehil değildir. Onun temizlenmesi ancak âhirette cehennem ateşinde yanmakla olur. Allah elçisi şöyle buyurmuştur: Âllah'a şirk koşan kimse muhsan değildir" (Zeylaî, Nasbu'r-Râye, III, 327). Diğer yandan Ka'b b. Mâlik (r.a) bir yahudi kadını ile evlenmek istediği zaman, Hz. Peygamber ona şöyle buyurmuştur: "Onu bırak, çünkü o, seni muhsan yapmaz" (Zeylaî, a.g.e., III, 328). Bu görüşte olanlar için iki yahudinin recmedilmesi olayı, recm âyetinin inmesinden önce Tevrat hükmüne göre olmuştur. Daha sonra bu neshedilmiştir (Zeylaî, a.g.e., III, 326; eŞ-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, VII, 92).

Şâfii, Ahmed b. Hanbel ve Ebû Yusuf'a göre, recmin uygulanması için zina edenin müslüman olması şart değildir. Bir zimmî İslâm mahkemesine zina suçuyla geldiği zaman recm uygulanır. Müslüman bir erkek zimmî bir kadınla evlenip de, cinsel temasta bulunsa ikisi de "muhsan" olurlar. Delil şu hadistir: İbn Ömer (r.anhümâ)'den rivayete göre Nebî (s.a.s)'e, zina eden iki yahudi getirilmişti. O, bu ikisinin recmedilmesini emir buyurmuştur. Eğer müslümanlık şart olsaydı onları recm ettirmemesi gerekirdi. Dulun dul ile zinasında taşlamak vardır" (Müslim, Hudûd 12-14; Ebû Dâvud, 7; Dârimî, Hudûd, 19; Ahmed b. Hanbel, III, 476) hadisinin genel anlamı da başka bir delildir. Müslümanlığı şart koşmak zinadan vazgeçirmek içindir. Din, genel olarak toplumdan zinayı kaldırmayı hedef alır. Çünkü zina bütün dinlerde haram kılınmıştır (eş-Şîrâzî, el-Mühezzeb, II, 267; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3. baskı, Kahire 1970, VIII, 163; ez-Zühaylî, a.g.e., VI, 43).

Sonuç olarak İslâm fakihleri recm için şart koşulan beş şartta görüş birliği içindedir. Bunlar da; akıl, erginlik, hür olmak, guslü gerektirecek şekilde zina etmek ve sahih nikâhlı eşiyle daha önce cinsel temasta bulunmuş olmak. Daha önceki bir zina, bekân muhsan yapmadığı gibi, cinsel organdan başka bir yere olan temas, câriye ile ilişki, fasit nikâha dayalı temas karı-kocayı muhsan hale getirmez.

Zinanın Hâkim Önünde Tesbiti:

Zinanın ikrar ve şahitle sabit olabileceği konusunda görüş birliği vardır.

Zina, hırsızlık, yol kesme, içki içme gibi suçların had cezaları mahkeme sırasında veya mahkemeden önce hâkimin özel bilgisi ile sabit olmaz. Çünkü hadler şüphelerle düşer ve bunları örtmek mendup olur. Hz. Peygamber Müslümanlardan şüphelerle gücünüzün yettiği kadar hadleri düşürünüz" (Tirmizî, Hudûd, 2; İbn Mâce, Hudûd 5) buyurmuştur.

1- İkrarın Şartları: a- Ergin olmak: Çocuğun had cezasını gerektiren bir suçu ikrar etmesi geçerli değildir. Çünkü onun fiili, bir suç olarak nitelendirilemez.

b- İkrarın konuşma ile olması. Yazı veya işaret yoluyla yapılacak ikrar geçerli değildir. Bu nedenle sağır-dilsizin ne yazı ve ne de işaretle ikrarı yeterli olmaz. Şâfiiler ise, sağır-dilsizin işaretle zina ikrarını yeterli bulurlar.

c- İkrarın zorlama altında yapılmamış olması. Mükrehin ne hadler ve ne de mallar konusundaki ikrarı geçerli sayılmaz. Bu üç ikrar şartı bütün had cezaları için aranır.

Bazı Hadleri İkrarda Aranan Özel Şartlar:

a- Dört defa ikrarda bulunmak. Zina, akıllı ve ergin olan kimsenin kendisine ceza uygulanmasını isteyerek dört defa zinayı ikrar etmesiyle sabit olur. Çünkü Mâiz, Rasûlüllah (s.a.s)'in huzurunda dört defa ikrarda bulunmuştur. Hanefi ve Hanbelîlerin görüşü budur (el-Bâcî, el-Müntekâ, VII,135; İbn Kûdame, el-Muğnî, VIII, 191 vd).

Şâfiî ve Mâlikîlere göre ise zina cezasının uygulanması için tek ikrar yeterlidir. Çünkü bir kimsenin kendi aleyhine yalan söylemesi uzak ihtimaldir. İkrar bir haber vermedir. Haber ise tekrarlanmakla artmaz. Hz. Peygamber, işçinin zinası olayında; "Ey Üneys! O kadına git, eğer suçunu itiraf ederse, onu recmet" (Buharî, Âhâd,1, Şurût, 9, Eymân, 3, Hudûd 30, 46, Vekâle,13; Müslim, Hudûd, 25; Tirmizî, Hudûd 5, 8; Nesâî, Kudât, 22; İbn Mâce, Hudûd, 7; Mâlik, Muvatta', 6; Ahmed b. Hanbel IV, 115, 116) buyurmuştur. Gâmidiyeli kadın zinasını itiraf edince, Hz. Peygamber çıkıp gitmesini, Allah'a tevbe ve istiğfar etmesini bildirmiştir. Ancak kadının; "Mâiz b. Mâlik hakkında tereddüt ettiğin gibi benim hakkımda da tereddüt ettiğini görüyorum" deyince Allah'ın Rasûlü, onun gebe olduğunu farketmiş ve doğumdan sonra gelmesini bildirmiştir (Zeylaî, a.g.e., III, 314; en-Şevkânî, a.g.e., VII, 111). Hz. Peygamber'in bu uygulamalarında dört defa ikrar söz konusu olmamıştır.

b- Dört defa ikrarın ayrı meclislerde yapılması. Çünkü Hz. Peygamber'in huzurunda Mâiz, zinasını ikrar ederken her defasında mescitten dışarı çıkmış ve yeniden gelmiştir. Çoğunluk fakihlere göre ise bir mecliste ikrar yeterlidir (İbn Rüşd a.g.e., II, 430; ez-Zühaylî, a.g.e., VI, 54).

c- İkrarın hâkim önünde yapılması. Çünkü Mâiz'in ikrar Hz. Peygamber'in huzurunda olmuştur. Zina edenin, mahkeme dışında dört ayrı mecliste ikrarda bulunduğunda şahitlerin şehâdetine itibar edilmez. Çünkü bu durumda zina eden inkârda bulunuyorsa ikrarından dönmüş sayılır.

d- İkrarda bulunanın sarhoş olmaması.

e- İkrarda bulunanın dış görünüş bakımından zina edecek durumunda olması. Meselâ, sakat olup cinsel temas imkânı olmayanın ikrarı geçerli değildir.

f- Zina ikrarında zaman aşımına itibar edilmez.

g- Zina ikrarında, kendisiyle zina edildiği ileri sürülen erkek veya kadının mahkemede hazır bulunması şart olmadığı gibi, karşı taraf zinayı inkâr etse bile, itiraf edene had cezası uygulanabilir. Bu, Ebû Yusuf ve İmam Muhammed'e göredir. Ebû Hanîfe'ye göre bu son durumda yalnız itirafta bulunana had uygulanabilir. Çünkü işçinin zinası olayında, erkeğe dayak ve bir yıl sürgün cezası öngörürken; kadın için Ey Ümeys! O kadına git, itirafta bulunursa, onu recmet" buyurmuştur.

Zina İkrarında Hâkimin Rolü:

Bir kimse hâkimin önünde zina ikrarında bulunduğu zaman hâkim onu Rasûlullah (s.a.s)'in yaptığı gibi üç defa itirafından vazgeçmesine fırsat vermek üzere huzurundan uzaklaştırır. Dördüncü defa itiraf ederse, hâkim aklının yerinde olup olmadığını araştırır, durumunu çevresinden soruşturur. Şuuru yerinde ise zinanın niteliğini, yerini, kiminle zinâ ettiğini sorar. Bundan sonra mahsun olup olmadığını araştırır. Sonucu göre "celde" veya "recm" cezası verir ve uygulanmasını emreder (es-Serahsî, a.g.e., IX, 46; el-Kâsânî, a.g.e., VII, 51; İbn Humâm, Fethu'l-Kadîr, IV, 120).

İkrardan Dönme: Ebu Hanîfe, Şafii ve Ahmed b. Hanbel'e göre, bir kimse mahkemede zina ikrarında bulunduğu zaman, haddin uygulanmasına hüküm verildikten veya had cezası kısmen uygulandıktan sonra ikrarından dönse yahut kaçsa, bu kimseden had cezası düşer. Çünkü, Hz. Peygamber; "Gücünüzün yettiği kadar, şüphelerle hadleri düşürünüz" (Tirmizî, Hudûd, 2; İbn Mâce, Hudûd, 5) buyurmuş, Mâiz'e; "Belki ona sadece dokunmuş veya yalnız onu öpmüş olmayasın" (Buhârî, Hudûd 28; Ebû Dâvud, Hudûd, 23; Ahmed b. Hanbel, I, 238, 255, 270) sözleriyle, ikrarından dönebileceğini telkin buyurmuştur. Hatta Mâiz'in cezası uygulanırken kaçtığı ve arkasından giderek cezanın infaz edildiğini öğrenen Allah elçisi şöyle buyurmuştur: "Keşke onu bıraksaydınız. Belki o tevbe edecek ve yüce Allah da tevbesini kabul buyuracaktı" (eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, VII,102).

Sonuç olarak ikrardan dönmenin caiz oluşunda görüş birliği vardır.

Diğer yandan bazı olaylarda ikrar olmadığı halde, olayın dış görünüşü suçu doğrulayabilir ve bu hal ikrar yerine geçer. Ağzın şarap kokması, çalınan şeyin hırsızın evinde veya cebinde bulunması gibi. Ashab-ı Kiram gebeliği zinaya delil saymıştır. Mâlikîler ve İbnü'l-Kayyim bunu esas alırken, Hanbeliler, kocası uzakta olmak şartıyla gebe kadına had uygulanacağı esasını kabul etmiştir. Hanefî ve Şâfiîler zinanın karînelerle isbat edilemeyeceğini söylemiştir.

2- Zinanın Dört Şahitle İsbatı

Zinanın, müslüman, erkek, adâletli, hür dört şahitle isbat edilmesi gerekir. Şahitlerin; "Biz bu kimseyi, kadınla önden sürmendalıktaki mil gibi cinsel temasla bulunurken gördük" gibi kesin ve tereddütsüz ifadelerle şahitlik etmesi gerekir.

Zina şahitlerinde şu niteliklerin bulunması şarttır:

a- Şahit sayısının dört olması. Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: "Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin" (en-Nisâ, 4/15). Hz. Âişe'ye zina iftirası atan veya bunun dedikodusunu yapanlar için şöyle buyurulur: "Buna karşı dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Madem ki onlar bu şahitleri getiremediler, o halde onlar Allah indinde yalancıların ta kendileridir" (en-Nûr, 24/13). Zina iftirasının isbâtı ile ilgili âyette de şahit sayısı aynıdır. Namuslu ve hür kadınlara iftira atan, sonra bu konuda dört şahit getirmeyen kimselerin her birine seksen değnek vurun" (en-Nûr, 24/4).

Zinaya üç kişi şahitlik yapsa, dördüncüsü yalnız; "Bu erkekle kadını aynı yorganın altında gördüm" gibi zinaya açık olarak delalet etmeyen ifadeler kullansa, Ebû Hanîfe'ye göre üç şahide zina iftirası (kazf) cezası uygulanır. Dördüncüye had cezası gerekmez. Çünkü o, iftira etmiş değildir. Mahkemede zinaya dörtten az erkek şahitlik etse, hepsine zina iftirası cezası uygulanır. Çünkü Hz. Ömer, Muğîre (r.a)'ın zinasına şahitlik eden üç kişiye kazf had cezası vermiştir (ez-Zühaylî, a.g.e., VI, 48).

b- Şahidlerin akıllı ve ergin olması.

c- Erkek olmaları. Kadınların zinaya şahitliği kabul edilmez. Bu, kadınların haya, iffet ve şerefini korumak içindir. Çünkü zina olayı çirkin bir fiildir. Ondan söz edilmesi bile temiz gönülleri rahatsız eder. Muhsanlık sıfatı ise erkek ve kadın şahitlerle isbat edilebilir. İmam Züfer aksi görüştedir.

d- Adaletli olmak. Fâsığın veya durumu bilinemeyenin şahitliği kabul edilmez. Dört fâsık erkek, zinaya şahitlik etse, bunlara zina iftirası cezası uygulanmaz.

e- Hür olmak. Kölenin zinaya şahitliği kabul edilmez.

f- Müslüman olmak. Adâletli sayılmadıkları için, zimmîlerin müslümanın zinasına şahitlik etmesi geçerli değildir.

g- Şahitliğin bizzat asil tarafından yapılması. Şâhide şahitlik veya hâkimin hâkime yazacağı yazı ile zina, sabit olmaz. Çünkü bu, şüphe doğurur, şüpheler ise hadleri düşürür.

h- Şahitlerin, zina fiili, yeri ve zamanı üzerinde birleşmiş olması gerekir.

i- Şahitlerin ayni zamanda mahkemede şahitlik yapması gerekir.

j- Zina ispat edilenin, bunu yapacak durumda olması gerekir. Aksi halde şahitlere kazf cezası uygulanır.

k- Zina isnad edilenin, iddiaya karşı kendisini savunabilecek güce sahip olması gerekir. Bu kimse sağır-dilsiz olsa, şahitlerin beyanı kabul edilmez.

1- Açık bir özür olmadıkça şahitliğin geciktirilmemesi gerekir. Gecikme, bir bölgede hâkimin bulunmaması veya mesafenin uzaklığı yahut yol korkusu gibi açık bir özür sebebiyle oluşmuşsa, bu durum şahitliğin kabulüne engel olmaz.

Ebu Hanîfe'ye göre, gecikmenin süresi, hâkimin görüşüne bırakılmıştır. Ebû Yusuf ve İmam Muhammed'e göre ise şahitlikte zaman aşımı bir ay veya daha uzun süredir. Bir aydan kısa süre gecikme sayılmaz. Çünkü bir ay, sürelerin en kısasıdır. Bundan kısa olan süre peşin sayılır.

m- Had infaz edilinceye kadar, şahitlerin ehliyet şartlarının devam etmesi gerekir. Zina şahitleri, şahitliklerini ifa etmeden veya şahitlikten sonra fakat ceza henüz infaz edilmeden önce şahitlik ehliyetini kaybetse had cezası düşer. Şahidin ölümü, kaybolması, dinden çıkması, sağır-dilsiz olması veya kendisine zina iftirası cezası uygulanması gibi. Çünkü bu ârızalar şahitte bulununca, şahitliğin kabulüne engel olunca, bunlar şahitlikten sonra da engel teşkil ederler. Bu durumda geride kalan şahitlere kazf cezası uygulanır.

Şâfiî ve Hanbelîlere göre bu ârızalar şahitlik ifa edildikten sonra sonucu etkilemez.

Şahitler, muhsan'ın zinasına şahitlik ettikten sonra şahitlikten dönseler, eğer recm infaz edilmişse, öldürülenin diyetini tazmin ederler. İnfazdan önce şahitlikten dönme ise diyet tazminini gerektirmez (es-Serahsî, el-Mebsüt, IX, 50; İbn Kudâme, el-Muğnî, VIII, 207; ez-Zuhaylî, a.g.e., VI, 48 vd.; Bilmen a.g.e., III, 212 vd).

Zina Cezasını İnfaz Şartları

1- İslâm Devletinin varlığı.

İslâm'da had cezaları ancak İslâm Devlet başkanı veya yetki verdiği görevliler tarafından uygulanır. Bu konuda İslâm fakihlerinin görüş birliği vardır. Çünkü Hz. Peygamber devrinde onun izni olmadan hiçbir had uygulanmamıştı. Hulefâ-i Raşîdin devrinde de, onlardan izinsiz bir haddin uygulandığı nakledilmemiştir. Çünkü hadler Allah haklarından olup, tesbiti, araştırma ve ictihada muhtaçtır. Bu konuda zulümden güvende olunmaz. Bu sebeple de had cezalarının uygulanması İslâm Devleti'nin varlığını gerektirir. Zina cezası da bu kapsama girer.

2- Recm'e önce şahitlerin başlaması.

Hanefi ve Mâlikîlere göre, hâkimin recm kararı şahitlerle sabit olmuşsa, recmin infazına önce şahitlerin başlaması şarttır. Delil istihzandır. Hz. Ali'den şöyle dediği nakledilmiştir:

"Önce şahitler taş atmaya başlar, sonra devlet başkanı, sonra diğer insanlar" (Zeylaî, Nasbü'r-Râye, III, 319 vd.; eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr VII, 108). Bu, son ana kadar haddi düşürmeye fırsat vermek için bir tedbirdir. Çünkü şahitler, herhangi bir tereddüt varsa her an dönebilir. Bu takdirde ceza düşer. Bazı şahitler hükmü uygulamaktan kaçınsa Ebû Hanîfe, İmam Muhammed ve bir rivayette Ebû Yûsuf'a göre recm düşer. Çünkü bir kısım şahitlerin infaza katılmaması şahitliklerinde yalan şüphesi doğurur.

Recm cezası ikrarla sabit olmuşsa, infaza Devlet başkanı veya görevlendirdiği kişi başlar (el-Kâsânî, a.g.e., VII, 57 vd.; İbnü'l-Hümâm, Fethu'l-Kadir IV, 121 vd.; İbn Rüşd, a.g.e., III, 428).

Bekârların zinasının cezası olan değnek vurmada ise, infaza şahitlerin başlaması şart değildir. Çünkü onlar infaz şeklini bilmeyebilirler. Hz. Ali'den nakledilen haber yalnız recm ile ilgili olup, celde kıyas üzere devam eder.

Şâfiî ve Hanbelîlere göre, sünnet olan şudur: Had beyyine ile sabit olduğu zaman recmetmeye önce şahitler, sonra hâkim, sonra diğer insanlar başlar (el-Kâsânî, a.g.e., VII, 57; İbnü'l-Hümâm, a.g.e., IV, 121 vd.; İbn Rüşd a.g.e., III, 428).

3- Şahitlerin cezanın infazı sırasında da şahitlik şartlarını taşımaları gerekir. Hanefiler dışındaki çoğunluk bunu şart koşmazlar (el-Kâsânî, a.g.e., VII, 59).

4- Değnek cezasında nefsin helâki tehlikesinin bulunmaması gerekir. Bu sebeple celdenin çok sıcak, çok soğuk, hastalık, lohusalık veya gebelik gibi hallerde infaz edilmeyip geciktirilmesi gerekir. Ancak Şâfiî ve Hanbelîler iyileşme ümidi olmayan hastalığı bunun dışında tutarlar (es-Serahsî, el-Mebsût, IX, 100; el-Kâsânî, a.g.e., VII, 59; İbn Kûdame, el-Muğnî, VIII, 171, 172).

Değnek cezası, yalnız deriye acı verecek şekilde ne ince ne kalın olmayan budaksız orta bir değnekle, bir veya iki gün içinde yüz defa vurma şeklinde infaz edilir. Erkekte dış elbiseler çıkarılır ve avret yeri örtülü bulundurulur. Yüz, baş, karın, sırt ve cinsel organ gibi ölüme yol açabilecek yerlere vurulmaz. Vuruşlar omuz, kol, baldırlar ve ayak gibi uzuvlara yayılır.

Kadın ise celde infazı oturduğu yerde infaz edilir, yalnız kürk gibi kalın giysisi çıkartılır.

Recm ise, bir meydanda, erkek ayakta, kadın ise tercih edilen görüşe göre, göğsüne kadar bir çukura sokularak kendisine ölünceye kadar küçük taşlar atılmak suretiyle infaz edilir. Hz. Peygamber (s.a.s)'in Gamidiyeli kadın için, göğsüne kadar bir çukur açtırdığı nakledilir (Zeylaî, a.g.e., III, 325; eş-Şevkânî, a.g.e., VII, 109).

Recm'le öldürülen kimse yıkanır, kefenlenir, cenaze namazı kılınır ve defnedilir. Çünkü Hz. Peygamber recmedilen Mâiz için şöyle buyurmuştur: "Kendi ölülerinize yaptığınız şeyleri ona da yapınız" (Zeylaî, a.g.e., III, 320).

Zina Sayılması Tartışmalı Olan Cinsel Temaslar

1- Livâta: Erkeğin erkekle veya kadınla arkadan cinsel temasına

"Livâta" denir. Livâta da İslâm'da ve önceki semâvî dinlerde de yasaklanmıştır. Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: "Siz kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere yanaşıyorsunuz. Meğer siz haddi aşan bir toplumsunuz" (el-A'râf VII, 81). Lût kavminin başına gelen felâket şöyle açıklanır: "Onların üzerine bir azap yağmuru yağdırdık. İşte bak, günahkârların sonu nasıl olmuştur?" (el-A'raf 7/84; eş-Şuarâ, 26/165, 166; el-Ankebût, 28, 29).

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Lût kavminin işini yapan kimseyi bulursanız, bu fiili işleyeni de işleneni de öldürünüz", başka bir rivayette; "Üstte olanı da altta olanı da recmediniz" (Ebû Dâvud,12; Ahmed b. Hanbel, I, 269; bk. İbn Kâdeme, el-Muğnî, VIII, 187; el-Bâcî, el-Münteka ale'l-Muvatta', VII, 142). Şâfiîlere göre ise, eş cinsel evli ise cezası recm, bekarsa yüz değnek ve sürgündür. Delil, Ebû Mûsa el-Eş'arî (r.a)'in rivayet ettiği şu hadistir: "Erkek erkeğe giderse, ikisi de zina edendir. Kadın kadına giderse, onların ikisi de zina edendir" (eş-Şirâzî, el-Mühezzeb, II, 268). Zinaya gereken ceza eş cinsele de gerekli olur. Ancak, bekâr veya evliye verilecek ceza, zina cezasına kıyas edilerek farklı değerlendirilmiştir. Çünkü bunlardan her biri haram cinsel temastan ibarettir (bk. Livâta" mad.)

2- Hayvanla cinsel temas: Dört mezhep imamı hayvanla cinsel temasta bulunana hâkimin tazir cezası uygulayacağı konusunda görüş birliği içindedir. Çünkü selim tabiat bu teması kabul etmez. İbn Abbas (r.anhüma)'dan şöyle dediği nakledilmiştir: "Hayvanla cinsel temasta bulunana had yoktur" (eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, VII, 118).

3- Ölü insanla cinsel temas: Hanefi, Şâfiî ve Hanbelîlerden tercih edilen görüşe göre, ölü insanla cinsel temas edene had uygulanmaz. Çünkü insan tabiatı bundan nefret eder. Böyle bir kimseye ta'zir uygulanır ve te'dib edilir (el-Kâsânî, a.g.e., VII, 24; İbn Kudâme, el-Muğnî, VIII,181; ez-Zühaylî, a.g.e., VI, 67, 68): Mâlîkîlere göre, ölüye önden veya arkadan cinsel temasta bulunana had cezası uygulanır. Bu diriyle temasa benzer. Çünkü bu, günah bakımından daha büyüktür.

4- Kadının kadınla eş cinselliği: Böyle bir tatmin yolu da yasaklanmıştır. Bunu yapana ta'zir uygulanır. Hadiste; "Kadınların birbirleriyle eşcinselliği bir zinadır" (Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, VI, 256) buyurulmuştur.

5- El ile cinsel tatmin: Kur'ân-ı Kerîm'de erkek için yalnız nikâhlı eşi veya cariyesi ile cinsel temasta bulunabileceği ifade edilmiştir: "O erkekler, cinsel organlarını da haramdan korurlar, yalnız kendi karılarını veya sağ ellerinin mâlik olduğu cariyeleri bundan müstesnadır. Çünkü onlar bu takdirde kınanmış değildirler. O halde kim bunların ötesini isterse yani başka bir tatmin yolu ararsa şüphe yok ki sınırı aşmış olur" (el-Mü'minûn, 23/6,7). Çünkü el ile tatmin neslin kesilmesine yol açabilir. Ancak bunu yapana had cezası değil, ta'zir uygulanır. Çünkü bu cinsel organın dışında olan bir temastır. Bu sebeple de yabancı kadına cinsel organ dışında temas etmeye benzer. Ancak bazı İslâm bilginleri bekâr olup zinaya düşme tehlikesi bulunan kimsenin aşırı olmamak şartıyla kendi fiili ile şehvetini giderebileceğini söylemişler ve bu konuyu vücuttan tedavi için kan aldırmaya kıyas etmişlerdir.

Hamdi DÖNDÜREN

Dil Zinası

Müslümanın korumak mecburiyetinde olduğu organlarından biri de dildir. Dil, küfürden, bâtıl sözlerden, yalan, gıybet, zem, lânet, sövme gibi fenâlıklardan korunmalıdır.

Dil, fuhşiyât adını verdiğimiz gayr-i ahlâkî ve müstehcen sözlerden de korunmalıdır.

İnsanın diline hâkim olmaması ve sürekli olarak dili ile Cenâb-ı Hakkın yasakladığı şeyleri söyleyip durması er geç onu ahlâksızlığın en altı derecesine sürükler. O bakımdan dilin terbiye edilmesi ve onun kötülüklerden korunması nezîh bir ahlâka sahip olmak isteyenler için son derece önemlidir.

Her Müslümanın dikkat etmesi gereken bir başka şey de "dil zinası"dır.

Hz. Ebû Hureyre'nin rivâyet ettiği bir hadis-i bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyuruyor:

"Allah, Âdemoğluna zinâdan nasibini takdir etmiştir. Hiç şüphesiz Âdemoğlu (ezelde) mukaddes olan bu âkıbete erişecektir. Göz zinâsı (mahremi olmayan kadına şehvetle) bakmaktır. Dil zinâsı da (zevkle) görüşmektir. Nefsin de (zinâ) temenni ve iştihası vardır. (Bu arzu da nefsin zinasıdır). Tenâsül uzvu bu organların hepsinin arzularını ya gerçekleştirir (fiile çıkarır) yahut (bırakarak) yalanlar" (Tecrid-i Sarih Terc. XII, 323).

Görüldüğü gibi bu hadis-i şerifte bir erkeğin kadınla (yahut bir kadının erkekle) şehvetle ve cinsel zevk duyarak konuşması "dil zinâsı" olarak tarif edilmiştir.

Nasıl "göz zinâsından" kaçınmak gerekiyorsa, dil zinâsından da kaçınmak gerekir. Çünkü her ikisi de insanı hakiki zinâya sürükleyen sebepler arasındadır.

Dinimiz bazı şeyler yasaklarken, insanı o yasaklara götürecek, onları kendisine işletecek şeyleri de yasaklamakta, kısaca harama götüren yolları kesmektedir. Dil ve göz zinâsının yasaklanmasında da böyle bir hikmet vardır.

Yalnız şurası unutulmamalıdır ki, dil zinâsı, dille kazanılan bir günah olduğu halde, bu hiçbir zaman tenâsül uzvu ile yapılan hakiki zinâ gibi değildir ve onun gibi ağır bir cezâ ile cezalandırılmaz. Ancak insanı zinâya götüren çok kötü bir fiil olduğu için mutlaka dil zinâsından da kaçınılması gerekir. Bundan kaçınmayanların Allah tarafından cezâlandırılacakları unutulmamalıdır.

Göz Zinası:

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

"(Ey Rasûlüm), Mü'min erkeklere söyle, gözlerini haramdan beri alsınlar ve ırzlarını zinadan korusunlar. Bu, kendileri için daha temizdir. Muhakkak ki Allah, onların bütün yaptıklarından haberdardır. Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, ziynetlerini (süslerinin takılı olduğu boğaz, gerdan, baş, kol, bacak ve kulakları gibi yerlerini) açıp göstermesinler. Ancak bunlardan görünmesi zaruri olan (yüz el ve ayaklar) müstesnadır. Baş örtülerini yakalarının üstüne koysunlar..." (Nûr, 24/31).

Yukarıdaki âyetler erkek olsun kadın olsun bütün müslümanlara zinânın haram kılındığını bildirmektedir. Ayrıca, yine hem erkek hem kadınlara, kendilerini zinaya götürecek davranışlardan sakınmaları emredilmektedir. Yine bu âyetlerden insanı zinâya sürükleyen en önemli şeyin şehvetle namahreme bakmak olduğu öğrenilmektedir. Bu sebeple Allah Teâla, erkek, kadın bütün mü'minlere gözlerini haramdan sakınmalarını, yani namahreme bakmamaları, böylece kendilerini zinâdan korumalarını emir ve tavsiye buyurmuştur.

Bu konuda Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır:

Âllah Âdemoğuluna zinadan nasibini takdir etmiştir. Hiç şüphesiz Âdemoğlu (ezelde) mukadder olan bu âkıbete erişecektir. Göz zinâsı (mahremi olmayan kadına şehvetle) bakmaktır. Dil zinâsı da (zevkle) görüşmektir. Nefsin de (zinâ) temenni ve iştihasi vardır (bu arzu da nefsin zinasıdır). Tenasül uzvu ise bu organların hepsinin arzularını ya gerçekleştirir (fiile çıkarır) yahut (bırakarak) yalanlar" (Tecrid, XII, 323).

Görüldüğü gibi, Peygamber (s.a.s) Cenab-ı Hakk'ın yasakladığı şehvetle bakışı, göz zinâsı olarak tavsif etmiştir.

Bakış zinanın başlangıcıdır. Bunun için gözü korumak mühimdir. "Bakıştan ne olur" diyerek bu konuda aldırmazlık gösterenler sonunda büyük felâketlerle karşılaşırlar. Felâket, bakmakla başlar. Kasdı olmayan ilk bakıştan, kişi sorumlu tutulmamıştır. Fakat tekrar tekrar bakmak yasaklanmıştır, Rasûlüllah (s.a.s);

Birinci bakış, sana, ama ikincisi aleyhinedir" (Ebû Davud, Nikâh, 44) buyurmuştur.

İbn Mâce, Neseî ve Tirmizî'nin rivayet ettiği bir hadiste, mü'minlerin annesi, Rasûl-i Ekrem'in muhterem zevcesi Ümm-i Seleme (r.a) şöyle anlatıyor: "Bir gün gözleri âmâ olan İbn Ümm-i Mektûm Rasûl-i Ekrem'in huzuruna girmek için müsâade istedi. Ben ve diğer zevcesi Meymûne (r.a) orada bulunuyorduk. Rasûl-i Ekrem bize:

"-Çekilin ve saklanın " buyurdu. Biz de:

-Bu adamın iki gözü de görmez, niçin çekilelim? dediğimizde, Rasûl-i Ekrem:

"-O sizi görmüyorsa siz de görmüyor değilsiniz ya" buyurdu.

Bu hadis-i şeriften de, erkek-kadın, bütün müslümanların bu konuda nasıl bir tavır takınmaları gerektiğini öğreniyoruz. Yalnız şurası unutulmamalıdır ki, şehvetle bakışın "zinâ" olarak ifadesi hakiki manada cinsî temasla meydana gelen zina manâsında olmayıp, belki zinaya götüren en önemli sebeplerden biri olduğunun anlatılması sebebine bağlıdır. Bunun için "göz ve dil zinası" olarak bildirilen günahların "hakiki zina" ile bir tutulması şüphesiz mümkün değildir.

bak => tövbe

Türkce Anasayfa / Almanca Anasayfa